
Prof. Dr. Hulusi Arslan Tevhid İnancı ve İslam Medeniyetinin Yeniden İnşasındaki Rolu başlıklı bir seminer sundu.
Malatya İlahiyat Vakfı'nın akademik seminerler başlığı altında başlattığı seminerler dizisinin ilkinde Prof. Dr. Hulusi Arslan, "Tevhid İnancı ve İslam Medeniyetinin Yeniden İnşasındaki Rolü" başlıklı bir seminer sundu. Konuşmacının 45 dakika süren sunumundan sonra konu müzakereye açıldı. Bir çok akademisyenin iştirak ettiği müzakerede öneriler ve vurgulanması gereken noktalar hakkında değerlendirmeler ifade edildi.
Hocamızın seminer özetini aşağıda sunuyoruz:
Tevhit İnancı ve İslam Medeniyetinin Yeniden inşasındaki Rolü
Hulusi Arslan*
Tevhit inancı dar anlamda Allah’ın zatı, sıfatları ve fiilleri bakımından bir olduğu, eşi ve benzerinin bulunmadığı anlamına gelir. Tevhid geniş anlamda ise İslam’ın inanç, ahlak ve ibadet ilkeleri olarak tanımlanabilir. Bu temel ilkeler, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu bunalımları aşmaya katkı sağlayabilir. Zira bugün modern Batı medeniyetinin doğurduğu savaş, zulüm, terör, gelir dağılımı adaletsizliği, çevre kirliliği, hırsızlık ve fuhuş gibi sorunlara bakıldığında insanlığın yeni bir medeniyete ihtiyacı olduğu açıktır. Tevhit inancına dayanan İslam’ın temel ilkeleri insanlığın bu sorunlarını çözebilme imkânına sahiptir. Bu düşüncenin imkândan vukua geçebilmesi için bu ilkelerin makul, kapsayıcı, yapıcı, dinamizm getirici bir formda yeniden izaha ihtiyacı vardır. Çünkü bakıldığında kelamcıların, filozofların ve mutasavvıfların tarihi şartların etkisiyle tevhit ilkesine getirdikleri bazı yorumların bu ilkenin gereği olan sonuçlara götürmediği söylenebilir. Örneğin başlangıcı itibarıyla savunmacı bir yapıya sahip olan kelamcıların tevhit anlayışı yabancı din ve kültürlerden gelen teşbih ve tecsim içerikli inançları reddetmeye yönelik tenzihçi bir anlayışı yansıtmaktadır. Allah’ı yaratılmışlara benzemekten tenzih etmek elbette Kur’ân’ın temel aldığı doğru bir yaklaşımdır. Ancak Kelam ekollerinin tenzih amacıyla ortaya koydukları farklı düşünceler giderek farklı tanrı tasavvurlarını doğurmuş, bu da dış teolojilere karşı yapılan tevhit savunusunun giderek içerde ihtilaf ve ayrılığın sebebi haline gelmesini sağlamıştır. Böylece tevhit ilkesi birleştirmesi gerekirken ayrıştırıcı bir işlev görmeye başlamıştır.
Öte yandan insanın kendi eylemlerinde özgür ve bağımsız olduğunu savunan Mutezilî yaklaşıma tepkisel bir tutumla üretilen itikadi görüşler Allah’tan başka gerçek fail ve yaratıcı (lâ fâile illallah, lâ hâlika illallah) olmadığını ısrarla vurgulamıştır. Bu ısrar, giderek insanın gerçek bir özne oluşunu reddeden bir anlayışa dönüşmüştür ki bütün bunlar, üretkenliğini kaybetmiş kendi başına bir şey yapmayan “pasif insan modeli”nin oluşumuna neden olmuştur. Sofizm cephesinden bakıldığında ise aynı itikadi yapıya ilave olarak, vahdet-i vücut öğretisi Allah’tan başka hiçbir mevcudun olmadığını (lâ mevcûde illallah) telkin etmiştir. Bu felsefe ve inanış giderek ilahi otorite karşısında Müslümanların akıl ve gönül dünyasını belirlemiş ve ilahi otorite karşısında benliklerini eriten bir anlayışa dönüşmüştür. Böylece İslam dünyasında giderek taklit, itaat ve tembellik artmış; azim, çalışma ve üretkenlik azalmıştır. Sonucunda ise Müslümanlar yavaş yavaş tarih sahnesinden çekilmiştir. Allah’ın birliğine inanmak adeta insanın kendisini inkâr etmesine uzanan bir inanışa dönüşmüştür. Böylece tevhit ilkesi birliği, çalışmayı, hareketi ve üretkenliği doğurması gerekirken bir zaman sonra ihtilafı, tembelliği, durağanlığı ve pasifliği doğuran bir anlayışa dönüşmüştür.
Tevhit inancının sosyal birliği sağlayıcı niteliğinden de zamanla uzaklaştırıldığı görülmektedir. Haricîlerle başlayan, mezhepleşme süreçleriyle devam eden ve geç dönem Selefiyye ile iyice belirgin hale gelen dışlayıcı tevhit yorumlarının da yeniden ele alınması gerekir. Çünkü İslam’ın bütün insanlığa umut olabilmesi için dışlayıcı olmaktan çok kapsayıcı ve yapıcı bir karakterde yorumlanması gerekir. Bu tespitten hareketle çalışmamız, tevhit inancının İslam Medeniyetinin yeniden inşasına yönelik olarak aslına uygun bir şekilde yeniden ifadesini amaçlamaktadır. O sebeple tevhit inancının doğal ve akla uygun olması, kapsayıcı ve birleştirici olması, özgürleştirici olması, sorumluluk bilincini geliştirmesi, dinamik ve üretken kılması gibi özelliklerini yeniden izah etmek gerektiği kanaatine varılmıştır.
* Prof. Dr., İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, hulusi.arslan@inonu.edu.tr